TÜM ŞAİRLER KENDİ CİNSİYETİNE DÖNEBİLİRLER ARTIK

Her  üründe olduğu gibi şiirin de bir alt betiği vardır.. Kendi içinde öyküsünü kurar  ve anlatır. En ince ayrıntısıyla ve en yalın (öyküsel dil ise, fondadır ). Şiirle evlilik, onunla buluştuğun/uz, onu çalıştığın/ız noktada, onunla boyut değiştirmektir. Sizi sözcüklerle tanıştıran o enerji şiirin büyüsüyle ilgilidir.Ya da  ilgilendiğiniz sanatın büyüsü ile. Şiir, şairinin içsel serüvenin de yolunu buluyor ve nasıl şekil alacağına da kendisi karar veriyor. Şairin onunla oynaması kadar, şiirin şairi yönlendirmesi de doğal. Daha sorası” şairin şiirine yabancılaşması” bir okur olması sürecidir. Neyi nasıl düşünüyor ve hayata nasıl geçiriyorsak aynada kendimizi  öyle buluyoruz. Bu bakış, bakmak değil de görmekle ilgili ise, daha fazlasını gerçekleştirmek mümkün.

Öyleyse  yaşamda şirin bir karşılığı olmayabilir mi ? Şiirin bir iktidar alanı yarattığını ve kişinin kendini gerçekleştirdiği iç merkezi, içevi olduğunu düşünürsek, o zaman bir insanın kendi ihtilalini yaratan şiirin hayatta bir karşılığı olmayışından söz edilmemeli. Belki birebir karşılığı olmadığından ya da ekonomik anlamda var olmayan karşılığından söz etmek mümkün diye bir yanıt verilebilir.. Ayrıca yaşamda emek verilen hangi düşüncenin, yapılan işin ve beklentinin karşılığı var ki ! Yüzyıllarca şairin / şiirin örgütleyici yanından, kendini fark ettirme özelliğinden ve geleceğe ilişkin tespitleri yapabilme yetisinden korkulmuş, bu yüzden dışlanmaya çalışılmıştır. Eğer bir işlevi  ve karşılığı yoksa neden  zorlu bir serüven yaşadı şair ve şiir ?

Yaşamdaki karşılığını bulması ise ; var olan tekil ya da çoğul beklentilerle ne kadar örtüştüğüyle de ilgili. Ya da yaşamı nasıl içselleştirdiğinizle.  İşte bu yüzden; herkesçe bilinen muhalif yanıyla arkada kalmayı sevmeyen şiir, üstü örtüldükçe bunu lehine çeviren bir nergis kadar direngen oluyor.. Yaşanılan olumsuzluklar karşısında yapılabilecek bir şeyler var. Ve şiir kendi evrenini, kendi varoluş nedenini işaret etmekle kalmayıp gösteriyor. Başka iktidarları tanıması, onun bu kararlılığını  mücadeleden yana, ama hep bir güzellik için kullanmasını sağlıyor. Sırası gelmişken L. Aragon’dan “şiir sanatı, çirkini güzele dönüştürmenin simyasıdır ” cümlesini hatırlatmak isterim. Şiirin,  sağladıkları için de sarsıcı ve yıkıcı yanıyla önde durması bir gereklilik. .Öte yandan bu özellikleriyle şiirde kendi iktidar sahasını oluşturmuyor mu, bir kazanım için eşit şartlarda olmak gerekmez mi,  gibi  soruları  sormak da mümkün.

Şiirde  güzellik  ve yıkım ; duruş açısından ne kadar uzaksa, sonuç açısından da birbiriyle o kadar ilişkili. Ortaya çıkarılan her doğru üretim deneyimlerin ürünü olmaktan ileri giderek  somut olana varıyor. Bu varış öncesinde kötünün ve iyinin  karşıtlığı tartışılmış ve yanıt bulunmuş olsa da evren sürdükçe ikisinin tezatlığı devam edecektir, etmelidir de. Şiir, çelişkilerin, hesaplaşmaların söylendiği arenadır denilebilir, ancak çözüm anlamında bir görev yüklemek haksızlıktır.  İçsel bakışın sorgulanmasına ya da tavrın  açığa çıkmasına olanak verir.

Bunlarla birlikte şiir (ister bireysel , ister toplumcu – gerçekçi olsun) üreticisinin kaleminden çıktığı ve okuyucusuyla buluştuğu andan itibaren de toplumsal bir yapının içinde yerini alır. Bir anda okuyucu üzerinde olağanüstü değişiklikler yaratmayabilir ancak onun kendi serüvenini başlatmasını sağlar. Kişisel gelişim ve toplumsal dönüşüm de bir uyarıcıdır çünkü. Bunların da ( zamanla)  toplumsal bir  tepkiyi oluşturabileceğini düşünürsek şiirin işlevi hiç de yabana atılacak gibi değildir. Hem okuyucu, hem de şair için.

Bu farklılığı yaratan şair ve şiir,  kendi yaralarını da iyileştirebilir. Belirlediği yöntemlerle, yetkinliğiyle ve kendini bağışlayarak. Ki bu bağışlama birçok şairin kendi ekseninde kayıp oluşlarını  yeniden var edebilmesi anlamına gelecektir. Bu var oluşta sınırlarınızı zorlayansa ambarınızda sahip olduklarınız, değerleriniz ve bunların sanatsal bir ürün olarak şekil alması sürecidir. Kaldı ki şiirin ‘derdi’  heves olmadığı gibi,  evrende var olan tüm canlı ve cansız varlıklar için hayatta kalmaktır amacı. Şair  bu amacın gerçekleşmesi için bir aracıdır. Doğanın ona sunduğu güç ve sanat ruhuyla. ..

Şiirin hayat bulması, dingin ya da hiperaktif ruh halinizin tavana vurmasına, isimsiz bir çocuğun size gülümsemesine işarettir. Ne kadar süreceği belli olmayan bu bekleyiş sizi, yorgun, ama bir o kadarda mutlu edinceye kadar devam edecektir. Bu noktada bütün erkek şairler kadın, kadın şairlerde erildir. Şair ve şiir ilişkisindeki bu önemli birliktelik evrensel bir dil içindir. Kendini anlatan  şiir için susma zamanı .

Şimdi tüm şairler kendi cinsiyetine dönebilirler artık

 

Aydanur Saraç

nisan 2002 / Kırşehir

 

Reklamlar

( GENÇ )  ŞAİRİN VAROLMA SORUNU

“Şiir yalnızdır,yalnız ve yoldadır .Şiir bir başka olanı ister

                                  onun bu başka olana,bir  karşı olana ihtiyacı vardır. Onu

                                    arar ve ona konuşur”.

                                   

Paul CELAN

 

Şiir kitaplarının okunup okunmadığını merak ediyorsanız kitapevlerini gezmeniz yeterli. Ülkemizin geneline  bakıldığında üretilen eserlerin, sadece okuyucular tarafından değil, üreticileri tarafından da tüketildiğini görmek mümkün. Bu genellemeden sonra, şiir kitaplarının    okunan kitaplar arasında alt sıralarda yer  alması gerçeği sizi  şaşırtır mı ? Bu soruya verdiğiniz yanıt göreceli olacaktır kuşkusuz. İstenilen şıkkı bulmanız için konuyla birebir ilgilenmelisiniz. Ya da çok iyi bir gözlemci ve araştırmacı yanınızın olması gerekli . Neden gerekli , biz yazıyoruz diye birileri tüketmeli mi? Siz eğer bir yazar veya şair değilseniz bunu önemsiz gibi görebilirsiniz. Bu konunun önemini şairler ve genç şairler açısından düşünmek gerekli.

Herkes şair olarak doğmuş olmayı ister mi, bilinmez. Var olan potansiyele yenilikler eklemeden her şeyi bilmeyi. Kaldı ki bu düşüncenin imkansız olduğunu yine  şairler ve yazarlar bilmektedir. Okumanın, yazmanın ve yazdıklarını birileriyle tartışmanın nedenli gerekli olduğunu. Olayın sadece yetenekle  bitmediğini, her işin inceliği olduğu gibi şiirinde bir yolu, yordamı ve işçiliği  olduğunu. Şiiri ortaya çıkarmak için, nasıl bir süreç yaşandığı  dizelere nasıl kıyıldığını… Evet dünyanın en zor işidir şiir. Gönüllü olmalı ve onu sevmelisiniz. ..

Şiir, ussal zorlamayla ,masa başında yazılan, çizilen bir uğraş değildir. Şair ben şu kurgularla,şu denklemlerle şiirimi oluşturuyorum demekle okura mekanik  bir düşünceyi dayatacaktır. Bu da  ifade ve sezgisel kavrayışı güçleştirecektir. Ürünün  duygusal ve tinsel yapısının içinize sinmesi için izlenilecek yollardan biri ; duygusal beslenmenizin  gözleminizin,  algınızın…… çevrenizle sınırlı kalmamasıyla ilgilidir. İkinci yol; okuma alışkanlığınızla ilgilidir. Kendinizi ve şiirinizi ifade  etmeniz konusunda yardımcı olacaktır. Şiirin dokusunu oluştururken bize rehber olan öğeler (sözcüklerdir, imgeselliktir tekniktir,yalınlıktır, izlektir, biçimdir ,biçemdir, estetiktir …..) tek başına şiirsel anlamda istenileni ifade etmeyebilirler. Ancak öğelerin tümü şiirin   yapısını oluşturan DNA ‘lardır . Şiirin zenginliği, öğelerin yerinde ve  doğru kullanılması ile ilgili özel bir çalışmayı gerektirir. Şairin aktarım gücü , dili kullanış ustalığı, şiirde yakalanan ses, evrensel bir bakış……iyi bir  şiirin okuyucusuyla buluşması anlamına gelir. Öte yandan Şair’in okuyucuyla olan organik bağını  koparma tehlikesi ise kendi şiirine olan uzaklaşmasıyla gerçekleşmiş olur. Ortaya çıkarılan yapıt, ister bireyci olsun , ister toplumcu, önemli olan duruşudur. Etik sorunlaı düşünülünce, Şair ve şiirinin örtüşmesi , onun arkasında olması , şiiri hakkındaki yetkinliğini ifade etmesi beklentinin ötesinde önemli bir tavırdır. Diğer taraftan okuyucudan, sanatçısını takip eden  ve talep eden yanıyla bir duruş sergilemesi beklenir. Karşılıklı yapılan bu düşünce alış verişi ile, ortak fikirler bulunabildiği gibi , farklılıklar da tartışılabilir. Diğer yanıyla donanımlı sanatçı, çağının önünde düşünen, gören ve bunun için üreten kişi olarak, sahip olduğu misyonunun farkındadır. Nerede durduğu bellidir.

Kavram ve Karmaşa’nın  20. Sayısında yer alan, “Şiir yer yüzünde mi kalmalı” yoksa kendi “gettosuna mı” çekilmeli tartışmalarına söyleyecek bir sözümüz olmalı. Medyanın sanatçıyı okuyucusuyla karşı karşıya getiriş şeklinden biraz uzaklaşarak, biraz kendi içimize dönerek bunu yapmak gerekli. İçinize döndüğünüzde karşınız da kendinizi bulmanız doğal .Çünkü irdelemeniz gereken biri varsa, o da sizsiniz. Eğer bu ülkede söz söylemek gibi önemli bir hakkı görüyorsanız kendinizde, bunu iyi değerlendirmek  gibi bir sorumluluğunuz vardır. Bu sözü söyleyecek, tartışacak  yorumlayacak yada bir sonuca bağlayacak kadar niteliğe sahip olmalısınız. Demek ki iğneyi öncelikle kendimize batırmalıyız. Canımızı yakmalı ve bu anlamda acıyı tanımak ve tanımlayabilme şansı vermeliyiz .Kendimizi kaf dağından indirmenin ve fil dişi kulelerin içine hapsetmekten  kurtarmanın zamanı. Yani revizyon zamanı. Bu konuda gelebilecek yardımlara ihtiyaç var mı ,  var.

Kültürel Açlığın Sınırı Yok,

 

Milli  Eğitim ve Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat için ne kadar katkı sağlıyorlar bilmiyoruz. Ya da , onlar  en iyisini yapıyorlar da biz basından takip edemiyoruz. Örneğin Bir Edebiyatçılar Derneğinin kirada olması bu bakanlıkları ne kadar ilgilendiriyor ? Bırakın genel Seçimleri (Şair ve yazarların  aidatlarıyla ayakta kalmaya çalışan) etkinliklerde buluşmak için yeri olmayan bir dernek nereye kadar yaşayacak. Yılda birkaç  bin kitabın kuruldan geçmesi sorumlulukların yerine getirilmiş olması gerektiğini mi düşündürmeli ? Milli hasılanın kaçta kaçı Sanata  ve Edebiyata ayrılıyor. Daha iyisi Sanatın bu ülke için gerekli olduğuna inanan kaç bilinçli bürokrat var,  buna yanıt bekleyelim. Sanat derken, ülkemiz medyasın da yer alan ve az gelişmiş ülkelerin eğlencesi haline gelen bu dayatmaları  kast etmediğimiz bir gerçek. Bilinen ancak, çok da bir şeyler yapıl(a)mayan  ülkemizde bu konularda ne yapılabilir ? Bir kez daha düşünelim.

Yayın organlarında kültür-sanat programları çoğaltılarak, şiire yer verilebilir, şairler ve yazarlar davet edilebilir. (Medyatik şairlerimizden,yazarlarımızdan bahsetmiyorum elbette) Hepsi yapılıyor diyebilirsiniz ancak, sizce yeterli mi ? Bu konuda Edebiyatçılar Derneğine, Yazarlar Sendikasına  vd.  derneklere önemli bir görev  düştüğünü yazmaya gerek var mı bilmiyorum ( çalışmalar olduğunu okumuştum). Birilerine ulaşabilmek adına dergilerlerde eser yayınlatan kitap sahibi olan ya da olmayan Şairleri ve Yazarları daha önemli sorumluluklar beklemektedir. İyi bir organizasyonla birebir kitlelerle görüşmek, şiir atölyelerini yaygınlaşmasına katkı sağlamak  ya da  üniversitelere gidip gençler için  ortam hazırlanması, Anadolu’ya  gidilerek genç şairler , genç yazarlar ve Edebiyat severlerle buluşması gibi. Ne denli önemli  olduğunu biliyorsunuz.

Yukarda anlatılmaya  çalışılanlar dikkate alındığında, baştaki sorulara yanıt bulmak daha kolay olabilir. Özelikle biz yazıyoruz diye birileri bunu tüketmeli mi  sorusuna. Tüketmeli çünkü ; şiirin üretimi içinde önemli bir katkı ve kazanım buna bağlıdır. Şairler ve okuru arasında ki bu özel bağın sürdürebilmesi  bu anlamda önemlidir.

Şiir ve şair ne kadar da anlaşılmaya çalışılırsa çalışılsın, şiir nasıl üretilirse üretilsin eksik kalan şeyler olacaktır. Bu arada  Paul CELEN söylediklerine kulak verelim “şiir hep yalnız kalandır, karşıtlık gerektiren, farklı olanı isteyendir ve önemlisi buna ihtiyaç duyandır “. Sonsuza kadar değişmeyecek tek şey belki de.

 

Ödül ,Ödüllendirme

 

Oktay Taftalı’nın, 1980  dönemi şair ve şiirini anlattığı “Ahlak, Estetik ve Şiir” adlı kitabına bakıldığında ele alınan sorunlar çok tanıdık geliyor. Geçen süre içerisinde değişen bir şeylerin olmaması, şaşırtıcı. Örneğin; ödüllerin tartışılıyor olması, şairlerin birbirleriyle çatışmaları, genç şairlerin,yine genç şairler tarafından görmezlikten gelinmesi, dedikodular vefasızlıklar vs… (1999 yılında gerçekleştirilen TÜYAP fuarı etkinliklerinde, şairlerin şiiri tartışmaları gerekirken kişisel çatışmalara girmeleri,kendilerini medyatik  bir malzeme olarak sergilemeleri, bu konudaki kaygıları desteklemiştir ). Değişmeyen pek çok şey arasından birine , genç şairler için ödül ne ifade eder? Ona bakalım.

Şiirin acısı,başlangıçta/ emeği ,üretim sürecinde/ ödülü bitirilişinde, paylaşımında tecelli eder” diyen Taftalı kitabında, şairin yapmış olduğu iş dolayısıyla  ödüllendirilmeye ihtiyacı olmayacağını ,bununla birlikte  bu ödüllendirmenin şiiri yozlaştıracağından söz ediyor. Herkes, ödül kime verilir, hangi ödüller şiiri yozlaştırır ? gibi benzeri soruları  çoğaltabilir: Ancak yine de  şiir kime göre şiirdir sorusuna yanıt bulabilirsek, ödüllere ilişkin yaklaşımlara biraz daha esneklik kazandırmış  oluruz.

Doğal olan şairin imgelere gebe kalabilmesi ve beslenmesidir. Gelişim sürecini tamamladıktan sonrada, şiirini doğurmasıdır, daha da önemlisi  o süreçte verilen emeğin karşılığını  bulabilmesidir. Bu karşılığın verilmesine neden, Şair’in tanınmış olması değildir (!) Ya da çok iyi bir insan olması da değil .Veya maddi anlamda destekleneceği içinde değil, şiiri kuşaktan kuşağa ses getirecek bir şiir olduğu içindir. Bu şekilde düşünmek içimizi rahatlattığı için  şimdilik böyle düşünelim, aşağıda bahsedilenleri de göz ardı etmeden.

Kriterlerin değişkenliği, şiirin farklı biçimde değerlendirilebileceği anlamına geliyor. Bu durum  şairlerin aynı noktada buluşmayabileceklerini de ifade eder. Oysa şiirde geçerli olan teknik ve yararlanılan öğelerdir. Birikim ve hayal gücü bu öğelerden nasıl yararlanacağınızı belirleyebilir. Ahbap çavuş ilişkisiyle ortaya konulan beğeniler, verilen bu ödüller, şiire mi yoksa şairine mi veriliyor tartışılmalıdır. Her şair,şiirinin kanatları suya değdiğinde kendi ödülünü kendisi  alır. Önemli olan başka beğenilerin adil desteğidir. Şiir sanatı hakkında yetkin olmayan insanların,bu konuya yaklaşımı şaire ve şiirine verilen değerin hafife alındığını gösterebileceği için, bu da genç şairi hayal kırıklığına uğratmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Şiir doğası gereği para ve meta ilişkisinden uzak duran bir sanat  olduğu gibi, sonucu itibariyle de  parayla buluşabilir. Günümüzde milyarların ödül olarak şiire veriliyor olması medyatik yönü güçlendirirken, yozlaşmayı da beraberinde getirebilir. Geçmişte ve günümüzde hayatını şiirden kazanan şairlerin, on parmağın sayısını geçmediği düşünülürse, bu tür bir ödüllendirme sembolik olmaktan öteye gitmeyecektir. Bu abartılı rakamlar günümüz gerçeğini yansıtmadığından dolayı ,şiirin yozlaşmasından duyulan kaygılar da doğal karşılanmalıdır. Kaldı ki , verilen ve verilecek olan ödüller, şair açısından başarı ölçüsü sayılmayacağı içini , ödüllerin güzel bir anı olarak saklanılması fikrini destekleyecektir sadece. Öte yandan ,genç bir şair için ödül ,özendirmedir. Israrlı bir tavır sergilemesi açısından önemli bir etkidir. Ödül motivasyon için bir araçtır. Dergilerin takip ediliyor olması şairin tanınması ve okuyucu kitlesinin oluşması açısından, önem arz eder. Bu durum genç  şaire  gündeme  gelme fırsatı sağlayacaktır.

Sonuç olarak ; zamanda saklı kalan  ayrıntılarla şiir, gelecek yıllarda ederi para olan bir sanat dalı olacak mı ,olamayacak mı ? Bunu hep merak edeceğiz.

 

           “ Genç şaire Öğütler “

 

Birçok insan şiir yazabilir  ya da yazdığını zanneden birçok insan şair olabilir. Ve hatta yoldan geçen her beş kişiden biri de söylenilen gruba dahildir belki. Ve bu her beş kişiden biri şiirsel anlatımı yakalamışsa, bu konuda ısrarlı ise , neden şair olmasın diye de düşünülebilir. Çoğaltılabilecek bu tür önermelerden sonra aklımıza gelen soru, genç şair kimdir? Basit bir anlatımla ;

Genç Şair’e ; İçindeki madeni fark eden ancak, işleyecek yöntemleri bilmeyen kişidir diyebilir miyiz. Ya da edebiyat çevresinde yüreği bilge, kalemi genç olan mıdır şair. Belki de denizde somon balığıdır akıntıya kürek çeken…. Elbette Genç Şair , şiirinin ne söylediğini, nasıl söylediğini öğrenen kişidir. Mayakovski  Genç Şaire şöyle öğütler veriyor.

Şiir için yenilik şart. Bu yenilikte sözcüklerin büyük payı var. Şair sözcük malzemesini, sözcük bileşimlerini yeniden işlemeli. Eğer dizelerde alışılmış sözcükler varsa ,bu eski sözcüklerin yeni sözcüklere oranı saptanmalı. Karışımdan iyi şiir doğup doğmadığını yeni sözcüklerin niceliği ve niteliği belirler. Şiir ancak eğilimin 0olduğu yerde vardır. Şiirsel bir çalışmaya başlarken şair şu verilere dikkat etmeli: toplumsal bir sipariş, toplumsal bir sorun bulunmalı, ve bir şiir bir sorunun çözümüne yardımcı olmalıdır. Şair sınıfın arzularını bilmelidir. İmge şiirde  araçtır, amaç değil. İmgeyi amaç edinenler şiirin teknik yanlarından yalnızca biri üstünde çalışıp şiiri de tek yanlı bir çalışmaya tutsak ederler. Her şiirsel yapıtın kullandığı malzeme  ve uyguladığı yöntem yeni olmalıdır. Yazın  yaşamındaki eyyamcılığı, bireyciliği, aşağılık ve kudurmuş çıkarcılığı yıkın ”

Joachim du Bellay  ise “Yazın dilini besleyip geliştirin .Dile erdemini , güzelliğini kazandıran insanların istek ve çabalarıdır. Dilin üstünde durmadığı , az tanıdığı mecazi anlamları araştırın” diyor.

Genç şair’in  şiirini geliştirebilmesi için dışardan gelecek yardımlara ihtiyaç duyması çok doğal. Çünkü şiirine yapılacak eleştirilerin biçimi onun için bir sorundur. Kitap okuma alışkanlığı gelişmiş bir şair, kendine yardım edebilen kişidir. Kişinin kendisini geliştirebilmesinde ki ilk koşulun kendisini tanımakla ilişkili olduğunu bilir.

Bu düşünceden yola çıkarak genç şair, niteliksel  özelliklerinin anlaşılmasını bekler ve gerçekte neyi istediği , sorunlara nasıl yanıt bulacağı onun için önemlidir. Burada  söz konusu olan da Şair ve Genç Şair ilişkisidir. Ya da genç şairlerin kendi içlerindeki ilişkilerdir.

Yönlendirmelerin ve eleştirilerin niteliği yeni şairlerin motivasyonu anlamın da önemi büyük. Genç arkadaşların , yapılan eleştirilerden korkup pes ettiğini görüyoruz. Ilımlı yaklaşarak ve kişinin kendisine inanmasını sağlayarak bu iş daha kolaylaştırmak mümkün. Ülkemizde,  yaygınlaştırılmış  şiir okulları olmadığı için genç şair alaylı yetişmek ve geliştirilmek zorunda ,bu sorumluluk doğal olarak ustalara düşüyor . Bunları yazarken, sesli düşünüyorum : Editörler, dergilere gönderilen şiirleri yayınlamıyorlarsa, nedene yönelik açıklama yapabilir mi veya dergileri takip ederek şairler hakkında fikir edinebilirler mi acaba.

Çünkü ; Bu iyi niyet ilişkisi genç arkadaşların önemsendiğini hissettireceğinden  daha iyisi için çaba harcayacaklardır. İletişimi ve bu konuda özgüveni yeterli olmayan birisi için bu tutum çok önemli olabilir .Bugün varlığını sürdüren dergilerin bazılarında ki kadrolaşmalar, (seçilen şair ve şiirler) sadece genç şairleri değil,aynı zamanda diğer şairleri etkileyecektir. Konuyla ilgili olarak  başka bir şey daha eklemek  gerekirse, şiir eleştirmenlerin az olması büyük şansızlık elbette. Ancak daha önemlisi, Ülkemizde okuma oranının düşük olması eğitim ve fırsat eşitsizliğiyle ne kadar paralelse  sistem- sanat ilişkisi de o kadar paraleldir. Güdümlü bir sanat anlayışı  hareket alanını kısıtlayacağından  var olma sürecini de zorlaştıracaktır diye düşünüyorum. Bu koşullarda genç şair ve usta şairlere  ne kadar iş düştüğünü varalım hepimiz düşünelim.

 

 

 

 

Aydanur Saraç

2001 Aralık

 

 

-Oktay Taftalı (Ahlak ,Estetik ve Şiir) Gendaş Yayınları

– S’imge  (Aylık Edebiyat Dergisi 1.sayı)

– Kavram – Karmaşa  ( Şiir – Eleştiri Dergisi –20.sayı)