yanılsama

tanrı mutlu olmalı; yapraklar

onun için düşüyor,

bir çiçeğin naifliği onun için,

çürüyor sonra,

bir tek üzgünlük kalıyor geriye

uzaklardan gelen o ses

ölümüm olacak, biliyorum

 

böyle başlıyorum güne

birkaç haber, üç beş şarkı dinliyorum,

dost meclislerinde öyle temiz sayfalar

açılmıyor artık

hayat tekrar tekrar vuruyor

hiç olmayacak yerinden,

siz alıp geliyorsunuz yalnızlığınızı,

ağlıyoruz sırf bu yüzden görünür kılıyoruz

kilit altında tutuyoruz sırlarımızı,

 

bu savaş bitmeli, gülmeyi beceremediğimizden

ve de  sevişmeyi, karşılıklı ölmeyi diliyoruz

ne güzel, çocukluğumuzu büyütüyoruz,

sormak geçmiyor aklımızın ucundan

neden böyle hızlı, neden böyle terk ederek her şeyi,

 

gidişime üzülen birileri olsun istiyorum artık

birkaç kedi daha beklesin kapımda,

umursamadan gelip geçenleri

sessizce ve de utanarak tutsunlar ellerimi

 

bu yüzden hüznü seviyorum

sahte bir şova çevirmiyor gülümsemeyi

özensiz durmuyor yüzümde

anlıyor en çok orada birleştirdiğimi

savaş bildiğiniz savaş,

tanrı için bugün sadece bir gün evet!

 

 

sincan istasyonu dergisi

Reklamlar

bahsi geçmiş

yine öyle ör saçlarını, yine geçirip düğümünden

zor evet, anlıyorum sen yine tut ellerini hayatın,

öp, okşa…

 

petunyalar uyanmıştır şimdi,

rüzgar çoktan kapatmıştır kapıyı,

bir öyküye aşina ne çok dal kırılmıştır geriye

 

görkemli bir dalganın delmesi gibi çok güz sabahı geçti göğsümden,

hep böyle bekledim

 

yeniden bakıyorum;

kokulu bir akasya açsın diye bahçede, körpe bir kuş kanatlansın

insan için bir umut var evet.

 

Akköy Kültür-Sanat- Edebiyat Dergisi

kırık oda 

ı-

 

beni böyle sevmeyin, sınamayın bir ölüyle

severek de  öldürebiliyormuş insan,

asın bir iğde dalına beni  gitsin
kırk ayaklı,

kırk odalı karıncalardan öğrendim,

ateş de sönermiş,

öykülerimizi çalan

tanrılar da bitermiş,

en güçlü canavarları yaratan,

en mutsuz çocukları,

 

kuşlara gömdüm sesimi,

kıvrılıp bağırdım ,ayrı ayrı kuşlar uçurdum,

yazık! söylenecek bir şey yok kibrinize

bağrımı yakan rüzgar gibisiniz

 

ıı-

 

bağrımı yakan rüzgar da geçer

o yara da iyileşir

yaprağını bırakan gül de

demek ki hala bir umut var insan için,

 

bu bahçenin dili çocuklarla çoğalmış,

kışlar geçirmiş, ölüm görmüş!

uzun havalar okumuş

 

geceyi bölüyor şimdi

kalbi ikiye bölüyor,

aşkı da keza öyle!

 

kırk odada öğreniyoruz bahçenin dilini,

geçip  gittiğini hayatın

bir gülün kaldığını geriye

 

 

mühür dergisi

 

 

aşk, şiir, tatlı şeyler

bana benzer incirler alıyorum,

çatlamış erikler sonra,

sonra başka şeyler,

şekere yatırıyorum ruhumu,

kaynatıyorum

söze dalıp.
dualar asılıyor pencereye, bu delilik bitmeliymiş;

yaşım almış başını gidiyormuş. olsun biraz meşrepçe,

biraz eşrefçe öğreniyorum, bahara iyi geliyor,

dikiş tutmayan aşka, sonra; işe güce
ev halim hanım sokağı kadar dağınıkmış;

kadınlığım keza öyle, yüzümün türlü imlasından

yanlış okunuyor bildiğim numaralar
sonrası sevişmece,

yeşersin diye kalbi sevgilinin,

uğurlu olsun gün.

durmadan evet

durmadan soyunmaca.

 

 

Akköy Kültür-Sanat- Edebiyat Dergisi 2015

şikayet

o an

ölüyoruz

habersiziz

aynı evin taşı olduğumuzdan.

 

bizi duvar dibinde yıkıyorlar;

o düşüyor zamana,

zaman, nedir bendeki eskisi?

 

bir duvar dibinde büyütüyorlar bizi,

ellerimizi seviyorlar,  ağzımızın kirli,

sözcükler salya-sümük kapı eşiğinde,

ruhumuzun çivisi kayıp

o bilmiyor kendinden çıkıp gittiğini

 

aynı hanede bağımız kopuk bizim,

kaderi sen yazmadın biliyorum

ama sana yazıyorum bil diye.

öp diye  ve bağışlama!

vaktinden önce gidenleri

 

beni senle sınıyorlar,

bilmiyorlar hayattan öğrenilir insan;

yalan varsa yalnızlık da vardır;

bütün bunlar, yaşlı bir rüyanın sancısıdır,

ölülerin koca gürültüsü işte …

 

 

Akköy Kültür-Sanat- Edebiyat Dergisi

2016, Ocak-Şubat- Mart Sayısı.