VERLAINE: aşktan şiire uzanan ölümsüzlük

*“Ne sadesiniz Ey erkek sevgililerim

Ne ateşlisiniz!

Aksiliklerimi giderin,

Yorgunluğunu üstümden atın süslü sözlerin,

Sen, güzel çocuk, kaldıralım kamışımızı argoyla,

Siz, köylü yiğitler, kütükten sözedin taşra ağzıyla,

Vuruşa düzüşe

Dalalım savaşına

Utangaç öpücüklerin

Gür ormanlarda…..”

 

Kendi özelinde olduğu kadar başkalarının yaşamlarında da imzası olan insanlarla tanışmak ilginç. Elbette ilginçlik imzanın atılışını sağlayan koşullarda.Konu şairler olunca kapılar aralanıyor ve şunu merak ediyorsunuz bugün dahi eserleri okunan bu insanları günümüze ulaştıran sadece ürünleri mi?

 

Gerçeğe ilişkin kareler bugün bile uçlarda yer alıyor olmasına rağmen, geçmiş yüzyıllarda cesurca tercihlerde bulunmak nasıl kolay olabiliyor. Kurulmuş bir düzeni yıkma cesareti, artı değer yaratır mı genellikle? Başkalarının öykülerini dinlerken ya da izlerken dışarıdan bakmakla onun penceresinden bakmak aynı değil elbette.

 

Bir farklılığı yaratırken sanatınıza bunu aktarabilme gücü önemli, kalıcılığa giden yolda kıyınızı genişletecek ne varsa, sadece sanat adına yapılmıyor. İçsel dürtülerimiz, içsel kaygılarımız, dış dünyayla hemfikir olmayan içsel çıkışlarımız vs. yaratıcılığa bir zemin oluşturuyor.İnsanlar “yaşadığı yere benzer o yerin  toprağına” ama, aynı zamanda yetenekte gerekmez mi? bunları sanatsal ifadeye çevirebilmek için.Ve aşk sanata kadir midir.? Aşk kural tanır mı, kendi kuralları içinde kuralsızlık mıdır yoksa. Ne kadar yanında ya da yakınında olabiliriz. Ya onlar ne kadar içimizdedirler?

 

Verlaine ve Rimbaud’un sıra dışı hikayeleri, çağı aşan  yanıyla –herkes için bir yaşam biçimi olmasa da- örnek oluşturmuş mudur, kimbilir! Bu yazıda neden Verlain’le Rimbaud birlikte anıldı? Sıra dışı aşk kahramanları hep kazanır, ya da ikisi de kaybeden olur, bu öyküde en fazla kaybeden Verlaine’dir.Başat karakterse Rimbaud’dur. Bu üçlü aşk sarmalında beklide en fazla kazanan Mathilde olabilir mi? tüm kaybedişlerine rağmen. Bazen büyülü hayatlar yakınımızdakileri bu büyünün dışında bırakabiliyor.

Verlaine, 30 Mart 1844 yılında Fransa’nın Metz kasabasında doğar. Pariste okur ve lise döneminde şiirle ilgilenmeye başlar. İlk şiirini, henüz 14 yaşında iken, büyük usta Victor Hugo’ya okur ve edebiyat tartışılan kafelerde çağdaşları olan  Stephane Mallarme, Villiers de Isle-Adam ve Anatole France ile hem masa arkadaşlığı yapar hemde şiir yolculuğuna çıkar. Daha sonra bu grup, anlamı doğrudan söyleyerek değil de örtük önermelerle vermeyi amaçlayan devrimci sanatçılar grubu yani Sembolistler olarak tanınır.. Sonrasında oyun yazarı Maurice Maeterlinck ile besteci Claude Debussy de bu edebiyat akımına katılır. Genç yaşın getirdiği heyecan, merak ve şiir aşkı ona hareketli ve bedelini ödemek zorunda kalacağı bir yaşamı getirecektir. Mallarme, Villiers de L’isle-Adam gibi şiirlerle ve Parnasçı şiir akımının temsilcileriyle tanışır. 1866 yılında “Çağdaş Parnas” adıyla yayımlanan derlemeye o da sekiz şiiriyle katkıda bulunur. Aynı yıl, Baudelaire ve Charles-Marie-Rene Leconte de L’isle’in etkisindeki şiirlerinin yer aldığı ‘Zühal Şiirleri’ adlı ilk kitabını,yirmi bir yaşındayken de diğer şiirlerini ve Baudelaire üstüne bir incelemesini yayımlar.
Çapkın Törenler” (1869) Parnasçı şiir öncüsü Gautier’nin savunduğu, ‘resmi şiire dökme’ anlayışına uygun olarak, 18. yüzyıl ressamlarının yapıtlarını, şiirlerinde yansıtmaya çalışmıştır. Şiirleriyle olduğu kadar şiir ve şairler üstüne yazdığı yazılarıyla da sanat evreninde önemli bir yer tutan Verlaine, ilk dönemlerinde romantizme tepki olarak başlayan ve biçimsel yetkinlik temelinde öznellikten uzak, arı bir şiire yönelen Parnasçı şiir akımından etkilenir, ancak daha sonraki yıllarda Parnasçılık’tan uzaklaşır. Tüm dünyada kendinden sonra gelen şairler üzerinde iz bırakan Verlaine için önemli olan; kesinlikten uzak, yer yer belirsiz ve kapalı, kolay yakalanamayan, esnek ve uçucu bir şiir dilinin yaratılmasıdır. Şiirlerinde değişik ölçüler kullanarak ölçüde tekdüzeliği bozar, durakları kaldırır, özgür dizenin ve serbest şiirin kuruluşunu hazırlayarak kendi devrimini yaratır. Verlaine, doğallıktan uzak yapay güzelikleri sevmez, “tül altından görünen, örtülü, duygulu, ince bir gü­zelliği” yazar o, geleneksel biçime bağlı kalmaz aynı zamanda yeni biçim araştırmaları da yapar. Verlaine “Tekli dizeden şaşma” derken; beş­li, yedili, dokuzlu, onbirli hecelerle dizeler de yazar. Bazen aynı şiirinde değişik hece sayılarından oluşan dizeleri birlik­te kullanır. Farklı olanı çalışmak ona göredir.  Bir kaç yıl resimle uğraşır ve Fransızca öğretmenliği yapar bir süre.

İçindeki yalnızlığı paylaşacağını düşündüğü ve aşık olduğu Mathilde Maute’yle evlenir, aynı yıl yayımladığı “Tatlı Şarkı”, kitabı karısına yazılmış aşk şiirlerinden oluşmaktadır. Matilda’ ya duyduğu aşk, Rimbaud’un yaşamlarına katılmasıyla, altüst olur. Rimbaud küstah ve tahrik edici tavırlarıyla Verlaine’i baştan çıkarmış ve ikili gerek özel yaşamları gerekse şiirlerinde bu sıra dışılığın etkisini görürler. Mathil’daya iki seçenek düşmektedir: kalıp içinde olmadığı bir aşka tanıklık edecek ya da gidecektir. O, çocuğuyla birlikte evliliğinin birinci yılında gitmeyi tercih edecektir. “Sözsüz Romanslar” ve  Rimbaud’a ait olan“Cehennemde Bir Mevsim” bu aşka ve iniş çıkışlara dahildir. Ancak ilişki yolunda gitmeyecek ve bir dönem sonra gerçekleşen silahla yaralama olayı ikiliyi bir dönüm noktasına getirecektir. Hapishanede iki yıl alkolün ve seksin uzağına düşen  Verlaine Roman Katolikliği’ni yeniden keşfeder. 1880 yılında yayımlanan “Usluluk” şiirleri, Verlaine’in içsel çöküşüne tanıklık ederken, inanç noktasında Katolik döneminin duygusal arayışlarını dile getirir.

 

Mathilde ve Rimbaud tarafından yalnız bırakılan Verlaine İngiltere’ye gider. Yazmaya, yazdıkları da yayımlanmaya devam eder ve edebi açıdan yıldızı yeniden parlamaya başlar. Fakat 1886’ya gelindiğinde, Verlaine yeniden içkiye başlar, düzensiz bir yaşam ve sefalet içinde olmak bir kader değildir. Çünkü iç huzursuzluğu o nereye gitse onu takip  edecektir. On yıl sonra ise, bir kadının evinde 8 Haziran 1896 yılında ölü bulunur.

Neler öğrendiğiniz, neleri nasıl yorumladığınız ya da ne için savaş verdiğiniz kaşığınızın aldıklarıyla veya kaşığınızdan taşanlarla ilgili. Ve doğaldır ki bunlar da  yaşam biçimini belirliyor. İster sanat insanı olun, ister sıradan bir yaşam sürün hiçbir şey sizin dışınızda değil.Onun bir parçası olmak ve bunun bedelini ödemek zora soksa da öznesini, yaşanmış yaşanmışlıktır. Ve onlarınki aşktan şiire, aşktan sanata uzanan bir ölümsüzlüktür.

*Paul Verlaine     -Erkekler / xıv  şiiri

-Erdoğan Alkan – Şiir Sanatı, inkılap yayınevi

-Paul Schmidt    – “Rimbaud Ve Verlaine Hakkında”  yazı

Çev: A.Arzu Çakır

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s