TÜM ŞAİRLER KENDİ CİNSİYETİNE DÖNEBİLİRLER ARTIK

Her  üründe olduğu gibi şiirin de bir alt betiği vardır.. Kendi içinde öyküsünü kurar  ve anlatır. En ince ayrıntısıyla ve en yalın (öyküsel dil ise, fondadır ). Şiirle evlilik, onunla buluştuğun/uz, onu çalıştığın/ız noktada, onunla boyut değiştirmektir. Sizi sözcüklerle tanıştıran o enerji şiirin büyüsüyle ilgilidir.Ya da  ilgilendiğiniz sanatın büyüsü ile. Şiir, şairinin içsel serüvenin de yolunu buluyor ve nasıl şekil alacağına da kendisi karar veriyor. Şairin onunla oynaması kadar, şiirin şairi yönlendirmesi de doğal. Daha sorası” şairin şiirine yabancılaşması” bir okur olması sürecidir. Neyi nasıl düşünüyor ve hayata nasıl geçiriyorsak aynada kendimizi  öyle buluyoruz. Bu bakış, bakmak değil de görmekle ilgili ise, daha fazlasını gerçekleştirmek mümkün.

Öyleyse  yaşamda şirin bir karşılığı olmayabilir mi ? Şiirin bir iktidar alanı yarattığını ve kişinin kendini gerçekleştirdiği iç merkezi, içevi olduğunu düşünürsek, o zaman bir insanın kendi ihtilalini yaratan şiirin hayatta bir karşılığı olmayışından söz edilmemeli. Belki birebir karşılığı olmadığından ya da ekonomik anlamda var olmayan karşılığından söz etmek mümkün diye bir yanıt verilebilir.. Ayrıca yaşamda emek verilen hangi düşüncenin, yapılan işin ve beklentinin karşılığı var ki ! Yüzyıllarca şairin / şiirin örgütleyici yanından, kendini fark ettirme özelliğinden ve geleceğe ilişkin tespitleri yapabilme yetisinden korkulmuş, bu yüzden dışlanmaya çalışılmıştır. Eğer bir işlevi  ve karşılığı yoksa neden  zorlu bir serüven yaşadı şair ve şiir ?

Yaşamdaki karşılığını bulması ise ; var olan tekil ya da çoğul beklentilerle ne kadar örtüştüğüyle de ilgili. Ya da yaşamı nasıl içselleştirdiğinizle.  İşte bu yüzden; herkesçe bilinen muhalif yanıyla arkada kalmayı sevmeyen şiir, üstü örtüldükçe bunu lehine çeviren bir nergis kadar direngen oluyor.. Yaşanılan olumsuzluklar karşısında yapılabilecek bir şeyler var. Ve şiir kendi evrenini, kendi varoluş nedenini işaret etmekle kalmayıp gösteriyor. Başka iktidarları tanıması, onun bu kararlılığını  mücadeleden yana, ama hep bir güzellik için kullanmasını sağlıyor. Sırası gelmişken L. Aragon’dan “şiir sanatı, çirkini güzele dönüştürmenin simyasıdır ” cümlesini hatırlatmak isterim. Şiirin,  sağladıkları için de sarsıcı ve yıkıcı yanıyla önde durması bir gereklilik. .Öte yandan bu özellikleriyle şiirde kendi iktidar sahasını oluşturmuyor mu, bir kazanım için eşit şartlarda olmak gerekmez mi,  gibi  soruları  sormak da mümkün.

Şiirde  güzellik  ve yıkım ; duruş açısından ne kadar uzaksa, sonuç açısından da birbiriyle o kadar ilişkili. Ortaya çıkarılan her doğru üretim deneyimlerin ürünü olmaktan ileri giderek  somut olana varıyor. Bu varış öncesinde kötünün ve iyinin  karşıtlığı tartışılmış ve yanıt bulunmuş olsa da evren sürdükçe ikisinin tezatlığı devam edecektir, etmelidir de. Şiir, çelişkilerin, hesaplaşmaların söylendiği arenadır denilebilir, ancak çözüm anlamında bir görev yüklemek haksızlıktır.  İçsel bakışın sorgulanmasına ya da tavrın  açığa çıkmasına olanak verir.

Bunlarla birlikte şiir (ister bireysel , ister toplumcu – gerçekçi olsun) üreticisinin kaleminden çıktığı ve okuyucusuyla buluştuğu andan itibaren de toplumsal bir yapının içinde yerini alır. Bir anda okuyucu üzerinde olağanüstü değişiklikler yaratmayabilir ancak onun kendi serüvenini başlatmasını sağlar. Kişisel gelişim ve toplumsal dönüşüm de bir uyarıcıdır çünkü. Bunların da ( zamanla)  toplumsal bir  tepkiyi oluşturabileceğini düşünürsek şiirin işlevi hiç de yabana atılacak gibi değildir. Hem okuyucu, hem de şair için.

Bu farklılığı yaratan şair ve şiir,  kendi yaralarını da iyileştirebilir. Belirlediği yöntemlerle, yetkinliğiyle ve kendini bağışlayarak. Ki bu bağışlama birçok şairin kendi ekseninde kayıp oluşlarını  yeniden var edebilmesi anlamına gelecektir. Bu var oluşta sınırlarınızı zorlayansa ambarınızda sahip olduklarınız, değerleriniz ve bunların sanatsal bir ürün olarak şekil alması sürecidir. Kaldı ki şiirin ‘derdi’  heves olmadığı gibi,  evrende var olan tüm canlı ve cansız varlıklar için hayatta kalmaktır amacı. Şair  bu amacın gerçekleşmesi için bir aracıdır. Doğanın ona sunduğu güç ve sanat ruhuyla. ..

Şiirin hayat bulması, dingin ya da hiperaktif ruh halinizin tavana vurmasına, isimsiz bir çocuğun size gülümsemesine işarettir. Ne kadar süreceği belli olmayan bu bekleyiş sizi, yorgun, ama bir o kadarda mutlu edinceye kadar devam edecektir. Bu noktada bütün erkek şairler kadın, kadın şairlerde erildir. Şair ve şiir ilişkisindeki bu önemli birliktelik evrensel bir dil içindir. Kendini anlatan  şiir için susma zamanı .

Şimdi tüm şairler kendi cinsiyetine dönebilirler artık

 

Aydanur Saraç

nisan 2002 / Kırşehir

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s