TRAVMATİK BİR YAŞAM VE ŞİİR PERSPEKTİFİNDEN: Ben Arthur Rimbaud

                     Aykırı, hırslı ve bağımsız yaşam biçiminden kimler esinlendi bilinmez ancak, o kendi sınırlarını aşan gelişimini bu özellikleriyle başarmış olabilir. Bu aitlik duygusunda; Verlaine’in, birikimlerinin, farklı çevre edinme düşünün ve doğrudan olmasa da onun geleceğini etkileyen çocukluğunun da rolü vardır kuşkusuz. Onun yaşam öyküsünü okuyan birçok insan, çocukluğunda dahi, kurulu ve verili düzene karşı hep bir duruş sağladığına tanık olur. Özellikle olumsuz yaşam biçimlerinin insanların; bir yerde saf tutmasını ya da diğerine daha fazla inanmasını sağladığından ileri gelebilir bu durum. İçinde bulunduğu akımın ortak amaçlarından ipuçları yakalayıp benim gibi basit bir mantık geliştirmenizde mümkün, hem yaşam tarzı hem de şiirdeki söylemi, yaşamda bir taraf olmasını sağlamıştır diyebilmek için. Sağlanan başarılar iyi ya da kötü olsun; çocukluğun ayakları üzerinde kurulur inancından yola çıkarak Arthur Rimbaud profili nasıl çizilir?

I

19.yy’ın ortalarında Romantizm, Naturalizm ve Parnasse Okulu’nun öğretileri  karşısında ortaya çıkan  sembolizm akımının (Verlaine, Baudelaire, Mallarmé) kurucuları arasında yer alır ARTHUR RİMBAUD. Geleneksel şiirin, teknik ve tema açısından katı kurallara sahip oluşundan dolayı; tepki olarak bu akımın ortaya çıktığı söylenir. Erdoğan Alkan “Parnasse Okulunun sanat görüşü, geleneksel biçime, dizeye ağırlık veriyordu. Sembolistler dörtlüğü, üçlüğü aşan bağlama öncelik tanıdılar. Şiirde, artık dize değil bağlam önemli”dir der. Sembolistlerin ortaya çıkış nedenleri özetle şöyle tanımlanır:

                “Soğuk plastik güzelliği, nesnelliği savunan, özdekçi (matérialiste) ve olgucudurlar (pozitiviste). Parnasse’cılara tepki olarak ortaya çıktılar, ülkücülüğü (idealizme) ve sezgiciliği (intuitionizme) savundular. .Bütün ülkeler ve dönemler için bir güzellik kavramı olacağına inanmazlar. Durağanın (statique) karşısında yer alır, oluşumu kutsarlar. Klasizm’e ; şiir sesi söylevci olduğu ve akıl hocalığı yaptığı için, Romantizm’e; gözyaşı tecimiyle uğraştığı, anlatımı pek yalın olduğu için, Naturalizm ‘e (doğalcılık ); şiirlerinde ruh bulunmadığı için kızarlar. Örtülü güzelliği severler. Doğaya, nesnelere, olaylara buğulu bir camın ardından bakarlar. Anlamda da örtülüyü severler. Gerçeğin yalın, çok açık biçimde değil, sembollerle sunulmasını, şiirin anlamına okurun, bilinciyle, bilinçaltıyla, sezgilerle yaklaşmasını isterler.

……..

Sembolistler, en büyük devrimi şiirin özünden çok biçimin de yapmışlardır. Özgür dizenin, giderek, bugünkü serbest şiirin kurucusu onlardır.” Bu akım içerisinde Rimbaud, “Mayıs Sürgünü” şiirini uyaksız di­zelerle yazdı. Giderek, ölçüyü tümüyle atıp “Gemicilik” ve “Devinim”de özgür dizeye yöneldi. Gü­neyin baş kaldıran çocuğu, sonunda dizeyi de atıp şiirin tanrısı dediği Baudelaire gibi yapıtını düz yazılmış şiirlerle vurguladı. “Llluminations” (Aydınlanma) ve “Cehennemde Bir Mevsim”den önce yaz­gının, ölçülü dizelerinin yakılmasını istedi “

               Ancak, biçimsel olarak bağımsız dize üzerinde devrim yaratmışlarsa da, teorik tanım getiremezler. Çünkü onların şiirinde dize değil, dörtlük egemen olandır. Ancak şair, kendi şiir gelişiminde özgür dizeyi kurabilmiş ve şimdiki çağdaş şiirin temellerine –bir akım içinde yer alarak- kaynak oluşturabilmiştir.

Bir insanı anımsarken onun geçmişiyle olan bağını göz ardı etmek mümkün mü? Ya da alanını özelinden ayırmak! Elbette, ancak ben öyle yapmayacağım.

 

II

20 Ekim 1854’te dünyaya gelen küçük Arthur, diğer üç kardeşiyle birlikte annenin (Vitale Cuıg) kurallarıyla büyütülür. Uzakta olan baba (Frederıc), bir dönem sonra yakın bir çevrede görev yapmaya başlar, ancak ebeveynler arasındaki farklılıklar da kendini göstermeye başlamıştır. Arthur’un kişilik gelişiminde ve yaşam tarzında anne ve babanın ilişkileri belirleyicidir.

Anne, almış olduğu eğitimi, çocuklarına aktarmaya çalışan; ciddi, despot, geleneksel yapısını koruyan, dinine düşkün, başkalarının düşüncesine önem vermeyen, epeyce sorun yaşayan ve yaşatan biridir. Eğitim anlamın da en çok problem yaşadığı çocuk ise Arthur’dur. Başkasının sorumluluğunu alamayacak kadar uzaktı çünkü, aslında böyle olmasından birinci derecede anne sorumludur. Bir anne travması demek mümkündür Arthur için. Yaşadığı kentten ölesiye kaçar, anne gölgesi onu hem üşütür hem de siler ama büyük bir bağlılık da söz konusudur anneye. Ne zaman başı sıkışsa anneye dönüşü de yolunda gitmeyen bir ilişkideki araları kapama çabasıdır. Güvenli bir alan arama arayışı. Çocuk olarak anneye duyduğu ihtiyaçtan başka bir şey değildir bu bana kalırsa. Hayatı boyunca baskıdan kaçarak başkası olmak için çabalayan genç adam büyük ve içi dolu aşağıdaki cümleleri kurar hocasına yazdığı mektubunda:”Ben bir başkasıdır”*. Amacı da budur zaten.

Baba, anneye göre esnektir. Daha özgürlükçüdür. Çok okuyup, yazan baba çok da gezen bir insandır. Kendi çabalarıyla Arapça öğrenir ve kuranı Fransızca’ya çevirir. Serüvenci yanı onun başka yerler tanımasını ve yaşamı karısından farklı algılamasını sağlamıştır. Aile  sorumluluğunu almaktan kaçmasını da biraz buna bağlamak mümkün elbette. Arthur’un babasını model alması, geleceğini belirlemesinde önemli bir etkendir. Ebeveynler arasındaki bu uzaklaşma bir zaman sonra, babanın evden ayrılmasıyla kapanmayacak yaralar açar çocuklarda. Annenin babaya olan öfkesi yıllarca sürecektir -şairin yaşamında ki iniş çıkışların kaynağını bulmak zor olmayacaktır-. Tüm hayatı boyunca yaşanan olumsuzluklar şiirlerinde öfkeyle  dile gelir. Bu şekilde kızdıklarına meydan okur. Kendi yenilgilerinin altından kalkma, doğrulma cesaretini böyle yakalar Rimbaud. Burbon sokağında yaşananları “yedi yaş ozanları” şiirinde şöyle dile getirir.

 

“  pek çalımlı, halinden hoşnut annesi evin,

                    gidiyordu kapayıp sayfasını ödevin

                    görmüyordu mavi gözlerinde çocuğun

                    yankısını çirkefe terk edilmiş bir ruhun”

 

İçinde bulunduğu yalnızlığı ve savaşı anlatır. Loş odasında özgürlüğün düşünü kurar, Kilisede geçen saatlerden çok o “ kara tulumlarıyla varoşlarına dönen, işçileri kendine daha yakın bulur. Düşleri bittiğinde, içindeki boşluk  ve  gerçekler, düşlerin yerini alır. Charleville Kilisesinde  eğitim almaktadır.

Arthur içine dönük, durgun ancak bir o kadar da aykırıdır. Yavaş yavaş çevre edinmeye başlar ve Ernest Delahaye ‘le tanışır. Onunla şiire ilişkin dostluk kurar. Başarılı bir öğrencidir. Şiire ve yabancı dillere karşı büyük ilgisi vardır. Babası gibi yazmaya da başlamıştır. Bu arada Latin ve Yunan şiirleriyle ilgilenir. Okul öğretmenlerinden Ariste Lheritier onu şiire özendirir. Labarrirere sayesinde Parnasse dergisini okur. O sıralarda Théophile Gauiter, Théodore de Banville, Léon Dierx ve Paul Verlaine gibi şairlerin şiirleriyle tanışır. Okulda yapılan Akademik yarışmada ( Numaidie kralı Jagurtha konulu şiirle) birincilik alır. Arthur’un bu başarısıyla ilgilenmeyen anne, daha da ileri gider ve şiirin gereksiz bir uğraş olduğunu söyler. Kısaca onun yeteneği görmezlikten gelinmektedir. “Öküzlerin yılbaşı armağanları” adlı uzun bir şiiri  Paris’te  Revue Pour Tous dergisinde yayınlanır. Aynı yıl okula, “Devrimci, cumhuriyetçi, liberal, özgür” düşünceden yana bir öğretmen,  Georgez İzambard gelir. Ve A. Rimbaud’un yaşamına bir ivme kazandırır. O ana kadar okuduğu klasikleri bırakır ve Baudelare, Banville, Saint Simon, Lamartine, Rahelars, Villan vd.  yazar, şair ve düşünürleri okumaya başlar. Sürekli okumasının ona kazandırdığı şiirleri: Demirci, Ofelya, İzlenim,  Güneş ve Ten’dir. İzambard’la şiirler okurlar ve şiir üstüne tartışırlar.1870 yılı  haziranında, konusu Sanço – Pança’nın ölü eşeğine söylevi olan akademik bir yarışmaya daha girer ve birincilik alır. O sıralar, Prusya ve Fransa arasında ki ilişkilerin bozulduğu bir dönemdir. Arthur savaşa karşıdır. Birçok dergi savaş çığırtkanlığı yaparken o “doksan iki ölüleri “ şiirini yazar. Aynı döneme denk gelen bir tarihte Pariste La Charga gazetesin de “üç Öpücük” şiiri yayınlanır. Şair 17 yaşına geldiğin de “Asılmışların Balosu, Tartufe ‘un yazgısı, Sudan Doğmuş Venüs ve Roman “ şiirleri bu serüvendeki yerini belirlemeye başlamıştır.

Bu süreç sonunda o, Paris’e  ve Edebiyat çevresine ulaşmanın yollarını aramaya başlar. Ödül olarak kazandığı kitapları satar,  annesinden ve yaşadığı şehirden ilk kaçışını gerçekleştirir. Ancak yolculuk çok zordur. Eline geçen para bilet için yetmediğinden yolun yarısını kaçak yolcu olarak yapar, yakalanır ve cezaevine girer. Yazdığı mektuplara karşılık bulur. Hocası İzambard sayesinde gerekli para sağlanır ve salıverilir. Kaldığı süre içerisinde büyük zorluklar yaşar, bu dönemin ürünü olan “Bit Ayıklayan Ablalar” ve bu kaçışla başlayan yol şiirleri yazılır: “ Gönlümce Bir Kış”, Yeşil Meyhanede, Çapkın Kız, Kuytuda Uyuyan Asker, Aylaklığım, ve Dolap” gibi. Arthur Rimbaud, karar alabilecek kadar bilinçli ve cesurdur. İkinci kaçış planı içinde saatini satar, Paris Trenine tekrar biner, ancak annesinin baskıları ve okulu dolayısıyla tekrar evine döner. Sıkıcı olmayan tek şey, Delahaye ile Rousseau’nun, Rabelais’in, Edgar Allan Poe’nun eserlerini okumaktır. Bir ara, bir gazetede işe girer, fakat savaş dolayısıyla iş yeri kapanır. Tekrar Paris düşü için daha zorlu bir yolculuk onu beklemektedir. Ayakta kalabilmek için istemediği savaşın içinde bulur kendisini. Kışlada kaldığı sürede bir yüzbaşı tarafından eşcinsel ilişkiye zorlanır. Kötü geçirilmiş bir çocukluğa ek olarak bu olay, onun da ret edemeyeceği bir gerçeği ortaya çıkarır.“Çalınmış Yürek “ şiiri o günleri anlatır. Bu deneyimden sonra Charleville döner; huzursuz, aykırı, dik başlı,  bir o kadar da gelişmiş şiir aklıyla. Bir çok kişi, şair ve yazar hakkında yorumlar yapmaktadır. Parnasse okulundan ise dikkatini çeken Albert Merat ve Paul Verlaine’dir. Şehirde kaldığı süre içerisinde Kütüphane müdürüne “Oturmuşlar” şiiriyle öfkesini dile getirir. Bu aynı zamanda, yaşadığı haksızlıklara ve sisteme karşı olan tavrını da ortaya koyar. Kudas töreni için yazdığı “ilk kudas töreni “şiiriyle de Kiliselere olan düşüncelerini ağır bir dille anlatır. Ona göre Kiliseler dokunulmazlığının arkasında farklı amaçlar yaşatmaktadır. Çocuklar ise seçilmiş kurbanlardır. Yazdığı “Çiçeklerle ilgili Ozana Söylenenler” şiiri ile Paris şairlerinden Théodore de Banville’ye eleştiriler getirir. Bu şiiri ile yaşamda var olan gerçeklerin altını çizmeye çalışır. Bir süre sonra Paul Verlaine’le mektuplaşmaya başlar ve bir davet alır. Çünkü Varlaine,  A.Rimbaud’un şiirinden etkilenmiştir ve onu tanımak istemektedir. Paris’e gitmek için yola çıkar. Bu karşılaşmadan sonra kurulan dostluk, tutkulu bir ilişkiyi de beraberinde getirir. Sanat çevresinde yer edinmek bir yana  o agresif tavırlarıyla gruptan dışlanır. Ona ayrılan aidat kesilir. 1872’de Charleville’e dönmek zorunda kalır. Paul Verlain’in  hayatı da eskisi gibi değildir. Mektuplaşmalar ve şiirler devam eder.” Cassis Irmağı, Gözyaşı, Susuzluk Güldürüsü,Yüksek Kulenin Şarkısı “ gibi şiirleri bu dönemin ürünleridir. Ve Verlain’in çabalarıyla yeniden Paris’e gider. Birlikte İngiltere’ye kaçarlar. Londra’da kaldığı süre içerisinde şiirindeki dize anlayışı yerini tümcelere bırakır. İkisinin de hayatında var olan olumsuzluklar, Brüksel’ de çıkan bir kavgayla son bulur. Verlain cezaevine girer. Arthur ise yaşamına kaldığı yerden yalnız devam eder. En önemli eseri olan ”Cehennemde Bir Mevsim” de şöyle der “Asla bu toplumdan olmadım ben; asla Hıristiyan olmadım; ben işkence altında şarkı söyleyenlerin soyundanım; yasaları anlamam, sağduyum yoktur, bir hödüğüm...” der bu kitapla Paris’e döner. Birçok şair ve eleştirmene verir, ancak yanıt bile alamaz.

Öğretmeni İzambard’a yazdığı bir mektupta yaşadıklarına ilişkin özeleştiriyi şöyle yapar Şair.

                “Kendimizi topluma adamak zorundayız demiştiniz. Ben de kendi ilkelerimi izliyorum. Eski budala arkadaşlarımı bulup, sıkılmadan onların sırtından geçiniyorum. Aptalca, pis, rezilce sözler söylüyor, şaklabanlıklar yapıyorum. Onlar da bana bardak bardak şarap ısmarlıyorlar. Annemin durumuna gelince, çarmıha gerilmiş İsa karşısında ki Meryem .Ben de kendimi topluma feda ediyorum Neden mi? Ozan olmak istiyorum. Basitlik, rezillik, tekdüzelik içinde ölüyor, parça parça oluyorum burda. Aslında hemen çekip gitmeliyim, kol saatimi satıp yaşasın özgürlük diyebilmeliyim. Kaldım işte yine kaldım“. Arthur Rimbaud olanlardan sonra Londra’ya döner. Oradan Almanya, İsviçre, İtalya gibi birçok ülkeyi gezer.Charlestown’a döner; paralı askerlik dönemi derken, bir gemi yolculuğuyla birçok ülkeyi daha gezer. Marsilya ‘da karar kılar. Bir şirkette çalışmaya başlar. Hastalanır ve genç bir yaşta hayatını kayıp eder ( Kasım1891).

Ölüm bir sonsa ondan bir şiirle bitirmek gerek yazıyı.”Helecanlar” şiiri Reha Yunluel’in  çevirisi ile;

……………

“konuşmayacağım, düşünmeyeceğim bir an bile:

lakin tırmanacak içimde bitmek bilmez aşk

ve ben uzağa, uzaklara gideceğim derbedercesine

doğayla, ve mutlu, sanki bir kadınlaymışçasına”

                                                                           

Kısa ve çılgın bir yaşam ve şiirler. Bütün mesele Arthur Rimbaud olabilmekte.

 

 

Aydanur Saraç

Nisan 2006/ Ankara

 

 

  • Arthur RİMBAUD

Dizeler ( Çeviren; Erdoğan Alkan, Cumhuriyet Dünya Klasikleri dizisi : 153 )

  • Erdoğan ALKAN
  • (Şiir Sanatı,Yön Yay.1995)

Aydın Şimşek,

  • (Siyasal Tarih Sürecinde, Sanat ve İktidar Ümit yayıncılık )
  • Arthur RİMBAUD “Ben bir başkasıdır” Çev: Özdemir İnce

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s