MİTOLOJİK BİR AŞK ÖYKÜSÜ: MUNZUR İLE PÜLÜMÜR

Efsaneye göre bilge bir kişidir Munzur, bir filozof. Halk ona tanrısal  bir güç  yükleyip, peşine düşmese, romana konu olup anlatılacak bir munzur suyu  da olmayacaktır. Mitolojik öykülere   ya da  kendi öykülerimize yüzümüzü döndüğümüzde mistik bir çok öğenin, gücümüzü aşan bir yanı olduğunu görürüz. Var oluştan bu yana doğa kendini hazırlarken insanlarda  güçlüye olan tapınmasını kurgulayor ve anlatacağı öyküleri  koynunda saklıyor.Eski- yeni yaşama dair ne varsa.

Munzur ile Pülümür; Seyitten Asme’ye giden yol. Seyit’n tüm kahramanları da kendi gibi düşsel bir karakterdir. Bu düşselliğin konusu olan mitoloji günümüze çevrilen bir bakıştır aynı zamanda, güncelliğini koruyan bir bakıştır  ve sarsılmaz geleneksel bir yapı  sağlam işlenmiştir . Munzur’un ad koyma şöleninden tutunda- onu doğuran ana hiç yaşamamış gibi yok sayılmıştır- Ultay’ın Hesne anayla olan hiyaraşik  ilişkisini içine alan, Munzur ve Pülümür’ün  şeyh tarafından alınan ayrılık kararını ileten kadına kadar varan bu zincir, geleneksel anlayışın kadını da erkeği de acımasızlığına ortak  ettiği sonucunu çıkarmamızı sağlıyor. Geleneksel yapıyı ayakta tutan, sosyolojik bir trajedi olduğunu düşündüğüm   töre/töresel teröre bakmak gerek: Pülümür  örneğinde olduğu gibi . Şeyh tarafından isteyerek ve bilerek alınmış  recm kararı belki töre cinayeti olarak tanımlanabilir ancak bir sistem bir islami(şeriatla yönetilen ülkelere bakınız) yönetimde kural haline gelen bu durum tanımla nasıl geçiştirilebilir bilmiyorum. Kurguya dönecek olursak  Pülümür’ün öldürülme sahnesinde halkın kendilerini maskeleyerek emri yerine getirmeleri işledikleri günahla yüzleşmekten korktukları  için olsa gerek.

Yaşadığımız yy’da  hurafeleri temel  alan (yönetim birimlerine sızan)  görünürde demokratik, arkada şeyh inancının içinde boğulan bir halk elbette töresini hukukun üstünde tutacaktır. Öyküye bağlı kalmaya gerek yok. Doğuda  bunun örnekleri fazlasıyla yaşandı, bu uğurda yüzlerce genç katledildi/ediliyor. Fırat’ın dili olsa da konuşsa, kuytu köşelerin ya da. Her dönem ve şimdilerde de olması mümkün; hacılardan hocalardan icazet alma alışkanlıkları kapalı odaların dışına, ülke yönetimine taşındı. Romanda böyle bir gerçeğe de vurgu yapılıyor. Yaşadığı topraklarda eşit haklara sahip olması gereken halk yine onun çocukları tarafından eziliyor ve yok ediliyor.Romanda ki ana  temayı destekleyen öykülerin ortak yanı,  bir şekliyle günümüzle yakınlık kurmaları; kitaptan  alıntıladığım  öyküye göre; köylünün altı ikiz oğlu vardır. Kral bu çocukları bir kese altın karşılığın da satın alır ve ardından  anne ve babayı öldürerek onları çocuk hasretinden kurtarır! Sonraki aşamada her çocuk için bir dadı tutulur. Çocuklar doyurulma karşılığında öldürmeyi bir oyun olarak öğrenir. Ve bu oyun başkalarını eğlendirmek adınadır. (yazar “ışığın çocukları “demesine rağmen onlara, ben gecenin  çocukları diyeceğim) Arenadaki ilk ölüm oyunlarını dadılarıyla yaparlar.

Tematik olarak iyi ve kötünün karşıtlığı işlenmiş, kötünün başarısı tanrısal bir sesle de bozguna uğramıştır.Yaşamın kimlerle, nasıl şekillendirildiğine dair eleştirel bir dil olup çıkmış Munzur ile Pülümür:

…”Asme; sonra  gözlerin senin, senin bakışların, ürkek baygın çocuk. Senin yüzün ilk bakışta iki kara göz…içine  alan, yutan” (s,22)  örnekseme  de olduğu gibi –okuduğunuzda- sizde fark edeceksiniz ki kitabın şiirsel bir dili var. Mitoljik efsanelere yakışan bir dil kanımca. Aşk’ın hedef olduğu katı iklim ancak şiirsel bir dille böylesine hafifletilebilir.  İlginçte bir kurgulaması var yazarın, Seyit’in düşle-gerçeğini ayırt edebilmemiz için sözü bir öykücüye bırakıyor. Ancak somutluk kazanmış bir yaşam ve düşler zaman zaman öyle iç içe geçiyor ki hangisinin nerede bittiğini anlayamıyorsunuz. Sanırım bu yazarın bilinçli olarak okuyucuyu şaşırtmak adına yaptığı bir oyun.eğer öyleyse başarılı olduğunu söylemem gerek.

Oluşturulan karakterlerden bazıları, sırası geldikçe  sahne aralarını dolduran figüranlar sanki. Bu anlamda kurguda bir zorlama var gibi duruyorsa da konuya yediriliş biçimleri ve gerçeğe yakınlık oluşturmaları yönüyle sırıtmıyorlar.Derik, Baybulat, Tuatay  karakterleri özellikle konuya dahil  edilmeden önce  kahramanın olumlu bakışıyla anlatılıyor. Yazar, kişilerle ilgili  olumlu izlenimlerinde ve onlar üzerinden kurduğu düşsel  planlarında  Seyit’i  şaşırtan ve onu düşündüren engeller koyuyor önüne. Okuyucu gözüyle masalsı bir kitap olarak algılanabilir ancak Munzur ile Pülümür’ün bir gerçeği vardır ve bu gerçek yaşamla örtüşmelidir. “sevda varsa kaygısı, korkusuyla vardır” (s,20)

Can dostum Seyit! gücün çoğalsın, diri yaşa(s,20), gün ışık olsun…atının tırnağına taş değmeye oğul, atın başını gün doğusuna çevirip sürdü” (s,25)… gibi dönemine özgü halk ağzı ya da şiirsel anlatılar (bana Karac’oğlan’ı, Pir Sultan Abdal’ı çağrıştırıyor nedense) sırtını dayadığı damarı besliyor. Sayfa 34’te çerçinin karşı kıyıdan Seyit’in yanına gelişi, kurşunların ırmakta balığa dönüşmesi, kavalın  yere düşüp birden söğüt ağacına dönüşmesi, kan damlalarının  göz olup köpük köpük akması gibi fantastik öğeler kullanılmış ve mitolojik bir öykü tadını daha çok hissetmenizi sağlamış.

Roman Seyit’in kendi yalnızlığıyla son buluyor. Asme’yi gerçekten kaçırdı mı, hepsi bir düş ürünü müydü belli değil.İçinde ki öyküler çıkarılsa Munzur ile Pülümür yine uzun soluklu bir aşk olabilir miydi? Ek olarak kitaba dil olarak masal, kurgulama açısından bir roman denilebilir mi?  Romana “mitolojik roman” alt başlığı yazılmasına rağmen  mitolojik öykü demeyi tercih ettiğimi belirtmek istiyorum.

 

Aydanur Saraç

aralık 2004/ ankara

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s