MESAFELER Ahmet Günbaş

Mesafeler Aydanur Saraç, Sınırsız-Şiir, 1.basım, Mayıs 2013,

İlk kez Sonra Güller Kırmızı’yla (2003) görünmüştü şiir âleminde Aydanur Saraç. On yıl sonrasında Mesafeler kitabı geldi. Her iki yapıt arasındaki şiirsel mesafeyi ölçmeye kalkıştığımda, şiirin daha incelikli bir hale geldiğini söyleyebilirim. Şiirin içine girmek boşluğun içine girmek gibi bir şey!.. Şiir de boşluk da gizemini koruyor sürekli.

Biraz da tehlikeli bir yolculuk boşlukla oynamak!.. Uçurum kıyısı bir yolculuk!.. Kendi boşluğunu ölçmekse daha zor, daha keskin dönemeçlerle dolu…  Kolay değil, ayıplar yasaklar dünyasında kadınlık acılarının nerede başlayıp nerede bittiği?.. Aşağı yukarı bir yaşam yarası bu! Ölçüye de vurulamaz pek:

“yitiriyor eğrisini akşam,                                                                                                        aşkın gölgesinde kayıyor yakamoz                                                                                         söyle hangi dilbaz iyileştirir,                                                                                                               hayatın kendisiyse yara” (s:11)

Demek ki yaşamı yara haline getirmişiz tümüyle! Böyle bir ortamda yaşar gibi yapmanın ne önemi var? İki de bir yara anımsatmaz mı kendini? Sonra uzun bir tarihtir bu yara bere içinde… Evet, kadınların tarihini ayrıca yazmalı. Yazmalı ki kimi ayrıntılar daha iyi gelsin dile. Şair de onu mu işaret ediyor, ne?..  Asırlar öncesinden seslendiğine göre:

“anne bildim kendimi kırılan ellerimi                                                                                     öptüm, asırlar öncesinden baktım                                                                                             kendime, o taşın ağırlığında                                                                                                            bir yüktüm dünyaya,                                                                                                                             o taşın altında yara” (s:15)

‘Taş’ sözcüğü çok geçiyor şiirlerde nedense!..  Örneğin, “bugün ağır bir taş gibiyim” (s:20) deniyor bir başka şiirde. Duyguların kıstırılmışlığı böyle olsa gerek…

Sonra Ayna’daki o büyük kırılmaya geliyoruz. Onun da ilk dizesi ‘taş’ sözcüğünü barındırıyor. Aşkla eşdeğer ‘çok yüzlü bir ayna’ dır bu, bir avuç cam kırığı gibi kırılıveren:

“çok yüzlü ayna öldü ve yağmur koca bir                                                                                gürültüdür ayrılık için” (s:18)

Asıl boşluk bundan sonra başlıyor. İlk deneyimden sonraki mutsuzluk ölçümünde kendiyle başkaları arasındaki mesafeleri de duyumsuyor kadın. Yaşayıp görmek ve sonunda yine büyük yalnızlığına çekilmek!..  “Bir tümörün ölümü yatmasıdır / ki rengim artık siyah” (s:21) itirafı ölüm halini andırıyor sanki! O mesafe ki insanlardan, karşı cinslerden geçilerek yaşamla arasına bir duvar çekmiştir. Çok yüzlü aynanın kırılması, renkleri, sesleri de alıp götürmüştür. Toplamında çok yüzlü bir ölümden söz edilebilir. Kişilik yarasında sonrasında süregiden oyunun artık gerçek ilişkiyle ilgisi yoktur. Şair bunu, “aynı replikleri olan benzer oyunlar / oynuyor kadınlar, önce kırılgan bebek / oluyorlar az sonra çocuk, sonrası / hizmete giren incelikler” (s:22) şeklinde ifade ediyor. Aşk oyunuyla edilgenliği yan yana koyarak… Farkındalıksa bambaşka bir şeydir. Kadının varlığı, insani tanımı orada başlar. “boyu uzun, boynu uzun bir kadın” (s:25) olmanın bilinen güzellik ölçütleri daha içseldir. Cinselliğin keşfi kadar her konuda yaşama yabancılaşmanın kırılmasıyla ortaya çıkar kadının özgürlüğü. Çıkar çıkmasına da, erkeğin bunu nasıl gördüğü ve karşıladığı önemlidir. Bu noktadan hareketle İçsel Konuşmalar’da yer alan ıslak duygular, tek yönlü bir sevişme çağrısı değildir. Şu işe bakınız ki kadın, hep içsel konuşmalarla açıklar duygularını. Sesli düşünmek ya da yüksek perdeden konuşmak alışkanlıkları arasında yer almaz. Ayıplı/yasaklı geleneksellik kapıları baştan kapamıştır kadının kendini açıklamasına. Issızlığında çabaladığı oranda var ya da yoktur. Taş Toplayan Kadın’ndaki ketumluk aynı şeydir hemen hemen! Kum falına, mehtaplı gecelere yüklemiştir tüm özlemini.

Ancak şair, böylesine durgunluğun izdüşümüyle pek oyalanmaz. Çağdaş bilinç ağrısıyla bireysele taşır kadının yalnızlığını. Boşluğu da gösterdiği yalnızlığın ipuçlarından okumaya çalışırız. Örneğin, “içi çürüyen Frida’yım şimdi” (s:39) dizesinin derinliği hayli fazladır. Özgür kadın eyleminin sembollerinden biri olan Meksikalı ünlü ressam Frida Kahlo, çocukluğunda felç geçirmiş, aynı zamanda ressam eşi tarafından aldatılmış, uğradığı bir kaza sonucu yatalak kalmış, son yıllarında ise  bacağının birisini yitirmiştir.. ‘Acının Ressamı’ adıyla da anılan Frida, Picasso’nun da büyük hayranlık duyduğu bir ‘oto portre’ ressamıdır. Her türlü acıyı resimle onarmaya çalıştığı söylenir. Gelin görün ki bozulan sağlığı ile birlikte düştüğü çıkmazlar onu erken bir ölüme sürüklemiştir denebilir. Firida’nın çırpınışları, bir yerde modern kadının çırpınışları sayılır.  Fridaca çürümek ise bu açıdan oldukça anlamlıdır! Zaten Yarım İçin başlıklı şiiri incelediğimizde, ‘derinliğe ulaşmak’ gibi bir sorunla karşı karşıya kalırız ki, yol da yolculuk da değişik boyutlar kazanır:

“ay yanığı masallara gebe olsa ne çıkar,                                                                                 narlı bir yara değil midir dilimi yoklayan                                                                                    hatırımda kalan izbe bir yüz                                                                                              geç kıblesinden sözlerin, derdime                                                                                           dermansın, derinliğime inmez bu yol” (s:36)

Bastırılmışlığın acısını her alanda duyumsayan kadının, “bir ölü dili” edinmesi gayet normaldir. Çünkü Öp İçin’deki çağrısı bile solgundur. Doğrusu “kaç yolu vardır gel demenin” (s:49) sorusu bile zül gelir ona. Yanıtı bilinsin ister. Böyle bir solgunlukta aşkın siyahî kırıklığı pek şaşırtmaz kimseyi:

“kör bir saate eğdim başımı,                                                                                                    evlerim ışıkları kadar solgundum                                                                                               durup eşik başında saydım,                                                                                                                        aşk kırık bir siyahtır çünkü                                                                                                            kendim gibi sevdim” (s:48)

Bu öyle bir çıkmazdır ki, kadın kendini onarmayı yine kendine kalmakta bulur. “kapatın üstümü usulca iyileşeyim” (s:50) isteği, yeterli işarettir yöntem belirlemede. Ancak kendine kalmanın da riskleri vardır. O bir türlü alışamadığı her aşk oyunu bir intihar denemesi sanki.  Vurulduğunu belli etmeden aynı yerden vurmaya çalışır kırılgan hevesini:

ne kadar vurabilir insan aynı                                                                                                yerinden kendini                                                                                                                elimi bırakmış aşk, tek kişilik                                                                                                            bir oyuna vedayım artık” (s:43)

Sonra bir söylenceye karışır gibi varlığına uçuk harflerle yer açar. Solgundur her şey ve kırık döküktür. Mesafesi de solgundur bu adı yok zamanın. “hızla geçiyor zaman / birikmiş suya / benziyorum / tortulaşmış taşa / çerçöp hepsi buramda / uyuyup uyandığım / sarıldığım yara / buramda / bir eli bende diğeri / rüzgârdadır aşkın/ anlatmaz kendini” (s:55) derken, yine bir ‘taş’   sözcüğü, eski bir gezegeni anımsatırcasına ıslaklığından süzülerek yerleşir can evine.

Mesafeler neyi özetler, derseniz; sonsöze benzer uyarıcı küçük bir şiire dönelim yüzümüzü:

“bırak /  inceliğimi / bölmesin / hançerin /  aşkı öldürme” (s:62)

 

Yazan: AHMET GÜNBAŞ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s